Ebeveynler de "asi dönem" yaşar
 Encyclopedic 
 PRE       NEXT 
Mao Zedong, baskı olan yerde direnişin de olduğunu gözlemlemiştir. Bu ilke, ebeveyn-çocuk dinamiklerine de aynı şekilde uygulanır: ebeveynler ne kadar kontrolcü olursa, çocuklarının isyankar eğilimleri o kadar güçlenir. Bu nedenle, bir çocuğun isyanı genellikle ebeveynin kendi isyan duygusunu yansıtır.
Çocuklar fiziksel ve zihinsel olarak olgunlaştıkça, bağımsızlık arzuları da yoğunlaşır. Ebeveynler genellikle bu doğal sürece hazırlıklı değildir.Bazı psikologlar, iyi ebeveynliğin en önemli özelliğinin, çocuğun olgunlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan terk edilme hissine katlanma yeteneği olduğunu bile iddia ederler. Her anlamda, çocuğun büyümesi ebeveynlerinden uzaklaşması anlamına gelir. Şu örneği düşünün: Dört veya beş yaşındaki çocuklar genellikle anaokulu öğretmenlerini ve sınıf arkadaşlarını ebeveynlerinden daha önemli görürler — akranlarının ve eğitimcilerin sözleri kutsal kabul edilirken, ebeveynlerin tavsiyeleri boş laf olarak görmezden gelinir.Sağlıklı ebeveynler bu davranıştan memnun olurlar ve bunu çocuklarının gelişimi ve sosyalleşmesinin bir işareti olarak görürler. Ancak sağlıksız ebeveynler bunu nankörlük ve sadakatsizlik olarak algılar ve çocuklarının kendilerini "terk etmesini" önlemek için çeşitli engeller oluştururlar.
Bu gibi durumlarda, çocuğun söz ve davranışlarının çoğu patolojik olarak değerlendirilir. Ergenliğin en parlak dönemi olan puberteye özgü normal, yaratıcı ve güzel ifadeler bile, fiziksel ve zihinsel yetenekleri azalan yetişkinler tarafından isyankarlık olarak algılanır. Sağlık hastalıkla karıştırılır, yaratıcılık isyan olarak görülür, büyüme çabaları ihanet olarak yorumlanır.Böyle bir yanlış anlamadan daha üzücü bir şey yoktur. İnsan hayatı bir kez verilir. Herkes için yaşamın en önemli yönü, gerçekten yaşadığını hissetmektir. Başkaları tarafından aşırı derecede dikte edilen bir hayatın hiçbir değeri yoktur. Birçok ebeveyn, çocuklarının hata yapmasından korkar; bu korku, çocuğun özgüvenini zedeler ve potansiyelini bastırır.Böyle bir endişe içinde büyüyen çocuklar, toplumun olağanüstü üyeleri olamazlar. Ebeveynlerinin beklentilerini içselleştirirler ve bu endişeye giderek daha "layık" olmak için "işbirliği" yaparlar.
Şu komik anekdotu düşünün: Elli yaşındaki bir adam, "Gazeteler sigaranın sağlığa zararlı olduğunu yazınca sigarayı bıraktım; sonra içkinin zararlı olduğunu yazdılar, ben de alkolü bıraktım;Sonra gazeteler seksin sağlığa zararlı olduğunu yazdı, ben de lanet olsun, gazete okumayı bıraktım." Bu, isyankar psikolojinin özünü mükemmel bir şekilde yansıtıyor: isyankarlık her zaman kontrolün eşlik ettiği bir durumdur. Kontrol, kaçınılmaz olarak kişinin sınırlarını aşar ve onu ters yönde hareket etmeye kışkırtır, böylece kontrolün etkisiz kalmasına neden olur. Bu durum yetişkin erkekler için geçerliyse, çocuklar için ne kadar daha geçerli olabilir?
Ergenlerde isyankar psikolojinin klasik bir tezahürü, ders çalışmaya isteksizlik ve nefretidir.Bunun, ebeveynlerin ve öğretmenlerin akademik başarıyı aşırı vurgulamalarından kaynaklandığını varsayabiliriz. Çocuklar doğuştan meraklı kaşiflerdir ve her şeye karşı içgüdüsel bir merakla doludurlar. Ancak yetişkinler sürekli ders çalışmaktan bahsedince, öğrenme onlar için olumsuz duyguların kaynağı haline gelir ve kaçınılmaz olarak nefret uyandırır. Peki, bu sözde "isyankar tavrı" tersine çevirsek ne olur?Çocuklardan sürekli internet kullanmalarını talep edersek, isyankarlıkları onları derslerine "dalmalarına" neden olabilir. Doğal olarak, bir çocuğun sağlıklı gelişimi bu tür "alışılmadık çarelere" değil, olgun yetişkinler tarafından yaratılan tutarlı, istikrarlı ve sağlıklı bir ortama dayanmalıdır. Yetişkinlerin kendi isyankar eğilimleri çocuğun ergenlik döneminde tırmanmadığında, çocuğun iç dünyası sakin ve uyumlu bir şekilde gelişebilir.
 PRE       NEXT 

rvvrgroup.com©2017-2026 All Rights Reserved